Farklı Konular, Ortak Duygular

Herman Ogsar

Kapalıçarşı ustaları ile röportaj serisine devam ediyoruz. İkinci konuğum Alafranga Mıhlama Ustası Herman Ogsar. 14 yaşında Selek Handa, Norayr Kerse ustanın çırağı olarak  mücevher dünyasına adımını atmış.

Mesleği seçme nedenini ise; o dönem Kapalıçarşı’da çalışmak çok modaydı, bu yüzden ailem beni ilkokul beşinci sınıftan sonra Kapalıçarşı’da güvendikleri bir ustaya eti senin kemiği benim diyerek teslim etti, diye açıklıyor. Ailede kuyumculuk mesleği ile uğraşan tek kişi. Kendisi Kapalıçarşı’da ‘Asker Herman’ olarak biliniyor. Sebebi ise son derece disiplinli ve kuralcı olması…

1991 yılında Haşal Handa kendi atölyesini açıyor. Mağazaların ve özel müşterilerin siparişlerini yaptığı, yoğun çalışmalarla geçen yılların ardından ise dinlenmeye çekiliyor. Ancak mesleği kendisi için bir tutku, nekadar dinleniyor görünsede özel işler yapmaya başladığını anlatıyor. Aynı zamanda Mahrec Sanatevi’nde Mıhlama eğitimi verdiğini ve mesleği öğrettiğini söylüyor.

Kendisi alafranga mıhlayıcı olmasına rağmen son bir kaç yıldır alaturka mıhlama da yapmaya başlamış. Çarşıda bu denli kıymetli ustalar her zaman kendilerini aşmak ve yeni işler, farklı tarzlar oluşturmak, kendilerini durmadan geliştirmek isterler, Herman Usta da bunlardan biri. Çok iyi alafranga mıhlama (pırlanta ve  yarı değerli taşların mıhlanması) ustası iken şimdilerde alaturka mıhlama (elmas mıhlama) konusunda da ustalaşıyor.

Bir günde bin taş pave (zemin mıhlama ) mıhlayarak çarşının rekorunu ele geçirdiğini, bildiği kadarıyla da rekorunu henüz geçen olmadığını anlatıyor…

Mıhlayıcı ustaları, bir tek taşı madene yerleştirmezler aslında, onun yanında çok iyi bir taş bilimcisi olurlar zamanla. Madenin mücevhere dönüşmesi mıhlama ustasının parmaklarının marifetidir. Madeni ve taşın kalitesini gösteren de mıhlama sırasında yapılan iyi işçiliktir. Ayrıca kuyumculuğun bir çok dalını da iyi bilmeleri gerektiğini söylüyor. Mesleğini 35 yıldır severek yaptığından bahsediyor.Yeniden dünyaya gelsen Kapalıçarşı’da usta olmak ister misin? diye sorduğumda ‘kesinlikle evet’ diyor. Siz düşünün her ne olursa olsun Kapalıçarşı çok ayrı bir yer. Büyük şans burada var olmak, buranın tozunu yutmak ve yaşamak.

Eskiye özlem duyuyor musun? diye sorduğumda derin bir iç çekerek, ‘Evet’ diyor. Ustalarımızı ve Ustalara olan saygıyı çok özlüyorum diyor. İşinin en olumsuz tarafının ise acele iş istenmesi olduğunu anlatıyor. Ayrıca iş bilmeyen insanların işi tarif etmesi biraz zorumuza gidiyor  diyerek, istemese de kırgınlığını dile getiriyor.

Şunu belirtmek isterim ki az gelişmiş ve gelişmemiş ülkelerde insan emeğine ve sanatına değer verilmiyor ve kıymet bilinmiyor. Maalesef ki mıhlama ustaları da yaptıkları işin karşılığını almakta birçok kez zorlanabiliyor. İnsanların anlayamadığı ise işin beş dakika değil artı kırk yılda yapıldığıdır. Picasso’nun hikayesi gibi… Aslında bir çoğunuz duymuştur. Picasso bir restorana gider dostlarıyla, şef yanına gelir ve “efendim bana bir anı verebilir misiniz? çocuklarıma, torunlarıma göstereyim, sevinsinler” der. Picasso insanlık görsünler hissiyatıyla peçeteye bir şeyler çiziktirip imzalar. Şef, bu benim için öylesine değerli ki, diye sözüne başlarken, Picasso lafını keser ve ”evet öyle, o elindeki tam 100 bin dolar” der. Şef, dehşete kapılmış bir halde; ”aman efendim, 2 saniye bile sürmedi yaptığınız. nasıl bu kadar pahalı olur?” diye sorar. Picasso hemen unutulmaz cevabı verir. ”2 saniye artı 60 yıl” … Milyon dolarlık taşları mıhlamakta beş dakika değil, artı kırk yıllık deneyim, tecrübe ve ustalık ister.

Her şeye rağmen madene hayat veren kıymetli parmakların hep çalışsın Usta. Bu topraklara kıymet katan senin gibi ustalar umarım her daim var olurlar. İyi ki varsınız…

Sizin gibi bir kıymeti tanımak tarif edilemeyecek bir onur…