Hayatımın en zor dönemiydi. Ardı ardına yaşanan ölümler ve hastalıklarla sınandığım bu süreçte ayakta kalmaya çalışıyordum. Yemek yemeyi suç işlemek gibi algılıyor, bu yüzden bir şey yiyemiyordum. Arkadaşım Ayşegül, “Acıyan yer ile acıkan yer farklıdır, yemelisin,” diyordu. Yemek yedikten sonra ağlıyor ya da bazen yemek yerken gözyaşlarıma engel olamıyordum. Ağlamak, günlük yaşantımın bir parçası haline gelmişti. Ağlama molalarımda işlerimi halletmeye çalışıyordum.
Ölümü ilk kez kabullenmeye çalışmam, kendimi temizliğe vermemle başladı. Ağlamalarımı yavaşlatmayı başardığımda, tüm enerjimi temizlik yapmaya yönlendirdim. Sürekli temizlik yapıyordum ve bunun dışında hiçbir işi ertelemiyor, her şeyi anında halletmeye çalışıyordum. Çünkü her an bir telefon gelebilir, bir ölüm ya da hastalık haberi alabilirdim. Hayatımda zaten altüst olmuş olan düzenimi daha fazla bozamazdım. Ölüm, bende erteleme isteğini tamamen ortadan kaldırdı. Artık erteleme lüksüm yoktu.
Yaklaşık altı ay boyunca delicesine temizlik yaptım. Temizledikçe rahatlıyor, düzenimi korudukça oluşabilecek sorunlara karşı hazırlıklı olduğumu hissediyordum. Normal olmadığımın farkındaydım, bu yüzden temizlik yapma ihtiyacımı zamanla azalttım. Şimdi ise normal bir temizlik anlayışına döndüm. Artık erteleyebildiğim her şeyi, düzenimi bozmayacak şekilde zamana bırakabiliyorum.
Ölüm, acı bir duygu. Zamanla alışıyorsunuz ama asla geçmiyor. İşte ölümün en acı gerçeği de bu. Gülerken bir anda durup kendime, “Neden gülüyorsun? Senin bir acın var,” diye hatırlatıyordum. Uzun bir süre sabahları uyandığımda kalbimde bir acı hissediyordum. Kendime, “Bu acıyı hissediyorsun çünkü şunu, şunu ve şunu kaybettin. Artık onlar yok,” diyordum. Acımı hatırladıktan sonra kendimi motive etmeye çalışıyordum: “Hadi şimdi hayatına dön ve işlerini hallet.” Aslında, hala böyle motive oluyorum.
Bir gece ansızın bir ağlama krizine girdim. Ölüm acısını yaşamış olanlar bu anlık gelen ağlama krizlerini çok daha iyi anlayacaklardır. O sırada müşterim aradı. Ağlamamı durdurdum, telefonda konuşmamı yaptım. Telefonu kapattıktan sonra tekrar ağlamaya başladım. Sonra arkadaşımdan şu itiraf geldi: “Ayşegül, delirdiğini düşündüm.” Hala hatırladıkça gülüyorum.
Gidenlerin yerini dolduramıyorsunuz. Kabul ediyorsunuz, ama her gün daha çok özlüyorsunuz. Onları rüyanızda görmek en büyük nimet oluyor ve buna şükrediyorum. İyi ki rüya görebiliyoruz. Rüyalar sayesinde özlediklerimle buluşabiliyorum.
Birini kaybettiğinizde, kalbinizde kırk mum yanar. Her gün bir mum söner ve son mum ömür boyu yanmaya devam eder. O yanan mumun ateşini hissedersiniz. Sonra kayıplarınız arttıkça o mumlar çoğalır ve içiniz ateşle yaşamayı öğrenir.
Evet, ölümün acısı geçmiyor ama alışıyorsunuz. Her şey geçiyor ve hayat devam ediyor. Şunu unutmayın: Bu acıyı yaşayan tek kişi siz değilsiniz. Bu bir süreç. Mutluluk da bir süreçtir, mutsuzluk da. Ve bu süreci de atlatacaksınız.
Yemek yemekten, gülmekten, hayatı yaşamaktan geri durmayın ve asla kendinizi suçlu hissetmeyin.