Hayatımızın büyük bir bölümünde ebeveynlerimizi sorgularız. Bizi nasıl yetiştirdiklerini, hangi hataları yaptıklarını, bize nasıl eksik ya da fazla geldiklerini düşünürüz. Çocukluk yaralarımızın kökenini onlarda arar, bazen farkında olmadan hayatımızdaki pek çok olumsuzluğu onların yaptıkları ya da yapmadıkları şeylere bağlarız. Peki ya büyümek? Gerçekten büyümek, ebeveynlerimizi suçlamayı bıraktığımızda mı başlar?
Evet. Çünkü olgunlaşmak, kendimizi ve geçmişimizi sahiplenmeyi gerektirir. Çocukken ebeveynlerimizin bizim için birer kahraman olmasını isteriz; gençken ise onların kusurlarını fark edip eleştirmeye başlarız. Ama gerçek olgunluk, onların da bizim gibi insan olduğunu, kendi travmaları, eksikleri ve kısıtlılıkları içinde en iyisini yapmaya çalıştıklarını anlamaktan geçer. Onların bize verdikleri ve veremedikleri şeyleri kabullenmek, kendi hayatımızın sorumluluğunu almak demektir.
Ebeveynlerimizin seçimleri hayatımızı şekillendirdi, ancak artık onların kararlarının gölgesinde yaşamak zorunda değiliz. Geçmişte ne yaşadıysak yaşadık, ama kim olduğumuzu ve nasıl bir hayat sürdüğümüzü belirleyen, bugünkü seçimlerimizdir. Onları suçlamayı bıraktığımızda, kendi hikâyemizi yazma gücünü de kazanırız.
Büyümek, geçmişi affetmek değil, onunla barışmaktır. Ebeveynlerimizin bize verdiklerini ve veremediklerini anlayarak yolumuza devam etmektir. Çünkü en büyük özgürlük, artık kimseyi suçlamadan, kendi hayatımızın sorumluluğunu alabilmektir.