Farklı Konular, Ortak Duygular

Sosyal Medya İle Gerçeklik Algımız Nasıl Değişti?

Son yıllarda hızla büyüyen dijital dünya, hepimizin hayatına farklı şekillerde dokundu. Sosyal medya, insanların kendilerini ifade etme biçimlerini değiştirdi, yeni fırsatlar sundu ve dünyayı daha küçük bir yer haline getirdi. Ancak bununla birlikte, gerçeklik algımızı da şekillendirdi ve çoğu zaman çarpıttı.

Uzun zamandır insanları gözlemliyorum, farklı çevrelerden insanlarla sohbet ediyorum. Bir noktada fark ettim ki, hiçbir şey göründüğü gibi değil. Kimse dışarıdan göründüğü kadar mutlu değil, kimse göründüğü kadar mutsuz da değil. Kimse göründüğü kadar zengin değil, kimse göründüğü kadar fakir de değil. İnsanlar sürekli bir tatminsizlik içinde, yaşadıkları hayatın onları mutlu etmediğini söylüyorlar. Peki, neden?

Bu durumun en büyük nedenlerinden biri, içinde yaşadığımız tüketim toplumu ve bozulmuş iletişim kültürü. Sosyal medyada herkes en mutlu anlarını, en güzel pozlarını, en pahalı tatillerini, en parlak başarılarını sergiliyor. Bu da izleyenlerde, “Benim hayatım neden böyle değil?” sorusunu doğuruyor. Halbuki gerçek dünya, filtrelenmiş fotoğraflardan ve mükemmel hikâyelerden çok daha karmaşık.

Sosyal medya sadece gösterişli anları sergiliyor ama perde arkasını göstermiyor. Yüksek takipçili bir insanın depresyonda olabileceğini, mükemmel görünen bir çiftin aslında ilişkisinin bitme noktasında olduğunu, lüks içinde yaşayan birinin borç batağında olabileceğini hiç düşünmüyoruz. Çünkü bize gösterilen tek şey, cilalanmış bir gerçeklik.

Bu durum insanları sadece mutsuz etmekle kalmıyor, aynı zamanda iletişim becerilerimizi de köreltiyor. Artık en basit sorunları bile konuşarak çözemiyoruz. Sorunları doğrudan ifade etmek yerine, imalarla, sosyal medya paylaşımlarıyla anlatmaya çalışıyoruz. Gerçek iletişim yerini sanal etkileşimlere bıraktı ve insanlar birbirlerini gerçekten anlamak yerine sadece gözlemliyor, yorumluyor ama iletişim kurmuyor.

Belki de artık kendimize şu soruları sormanın vakti geldi:

Gerçekten mutlu muyuz, yoksa mutlu görünmeye mi çalışıyoruz?

Gerçekten iyi miyiz, yoksa öyle olmayı mı umuyoruz?

Gerçekten birbirimizi anlıyor muyuz, yoksa sadece izleyip geçiyor muyuz?

Gerçek mutluluk, başkalarının hayatına bakarak ölçülebilecek bir şey değil. Ve gerçek iletişim, ekrandan değil, göz göze geldiğimizde kurduğumuz bağlarla inşa edilir.

Belki de artık kendimize dönüp, gerçekten ne istediğimizi sorgulamanın zamanı gelmiştir. Mutluluğu dışarıda aramak yerine, kendi hayatımıza odaklanmalıyız. Gerçeklik, başkalarının bize sunduğu pencerelerden değil, kendi deneyimlerimizden şekillenir. İletişimi kaybettiğimiz bir dünyada, yeniden birbirimizi anlamaya çalışmak belki de en büyük ihtiyacımızdır. Çünkü en samimi bağlar, gösterişten uzak, sahici anların içinde saklıdır.