Hayatta her şeyin bir dengesi var. Mutluluk kadar hüzün, başarı kadar başarısızlık, güzellik kadar çirkinlik de var. Ve iyilik… O da bu dengenin içinde, bazen hayatımıza dokunan bir el, bazen bizim uzattığımız bir dal oluyor. Ancak iyiliği görmek de, iyilik yapmak da her zaman mümkün olmuyor. Çünkü her ikisi de bir nasip meselesi.
Kimileri hayatı boyunca hep iyilikle karşılaşırken, kimileri ne kadar iyi olursa olsun kötülükten kaçamıyor. Kimileri de iyilik yapacak güce sahipken bunu hiç düşünmüyor, kimileri ise elinden geleni yapmaya çalışıyor ama bazen imkânları yetmiyor. İşte tam da bu yüzden, iyiliğin yalnızca bir eylem değil, bir nasip, bir ruh hali ve bir seçim olduğunu düşünüyorum.
Birine iyilik yapmak, yalnızca onun hayatında değil, bizim iç dünyamızda da bir değişim yaratır. Karşımızdaki kişinin yüzündeki küçük bir gülümseme, bizim içimizde büyük bir huzura dönüşebilir. Ama bunun için önce iyilik yapacak gücümüz ve niyetimiz olmalı. Güçten kastım sadece maddi imkânlar değil; bazen içten bir tebessüm, bazen samimi bir söz, bazen de yalnızca birini dinlemek bile büyük bir iyiliktir.
Dünyada her şey gibi iyilik de bulaşıcıdır. Küçücük bir iyilik, umulmadık yerlerde ve umulmadık zamanlarda büyüyerek geri dönebilir. Bu yüzden dilerim ki herkesin iyilik yapacak gücü ve niyeti olsun. Çünkü iyilik, yalnızca yapanı değil, göreni, hissedeni ve hatta uzaktan şahit olanı bile değiştirir. Ve belki de bu dünyada en çok ihtiyacımız olan şey budur: Birbirimize daha fazla iyilikle dokunabilmek…