İnsan, doğası gereği sabırsızdır. Beklemek ona zor gelir, anlık duygularıyla hareket eder, çoğu zaman geleceği düşünmeden dileklerde bulunur. Kimi zaman hayrın gelmesi için dua ederken, kimi zaman da öfkeyle, kırgınlıkla, hatta çaresizlikle kendi aleyhine sözler söyler. Oysa hayat, bizden daha büyük bir plana sahiptir ve her şeyin bir zamanı vardır.
Kur’an-ı Kerim’de İsrâ Suresi’nin 11. ayetinde, “İnsan, hayrın gelmesini istediği gibi, kötülüğün gelmesini de ister. İnsan pek acelecidir.” buyrulmuştur. Bu ayet, insanın bazen düşünmeden yaptığı duaların, aslında onun için hayırlı olmayabileceğine işaret eder. Anlık öfkeyle edilen beddualar, sabırsızlıkla istenen dilekler, sonradan pişman olunacak kararlar… Hepimizin hayatında böyle anlar olmuştur.
Peki, insan neden bu kadar acelecidir? Çünkü beklemek, belirsizliğe katlanmak, zamana güvenmek kolay değildir. Oysa zaman, bize en doğru olanı getirir. Bir kapı kapanırken, başka bir kapının açılması için beklemek gerekir. Bu yüzden, dualarımızda da acelecilikten kaçınmalı, neyi dilediğimizin farkında olmalıyız.
Belki de en güzel dua, “Hakkımda güzel olanı bana nasip et” diyebilmektir. Çünkü biz bilemeyiz ama bilen bir güç vardır. Bazen hemen olsun isteriz, ama bilmeyiz ki biraz gecikmesi, belki de bizi büyük bir sıkıntıdan koruyacaktır.
Öyleyse dileklerimizde ve dualarımızda daha bilinçli olalım. Kendi aleyhimize istemekten kaçınalım. Sabır, aceleciliğin ilacıdır ve bazen en büyük iyilik, zamanın getirdiğini kabul etmektir.