Günümüz iş dünyasında çalışanların karşı karşıya kaldığı en büyük sorunlardan biri, yoğun baskı ve değersizlik hissidir. Şirketler, çalışanlarını motivasyonla güçlendirmek yerine, performans beklentilerini karşılamak uğruna onları psikolojik olarak yıpratan yöntemlere başvurabiliyor. Çoğu zaman bu baskılar, doğrudan verilen sert geri bildirimler, haksız eleştiriler, mobbing veya sürekli değişen hedeflerle kendini gösteriyor. Ancak en yıkıcı olanı, çalışanların çabalarının görülmediği, takdir edilmediği ve yerine her an bir başkasının bulunabileceği mesajının verildiği anlarda ortaya çıkıyor.
Bu tür ortamlar, çalışanlarda yetersizlik duygusunu besleyerek iş motivasyonunu düşürür ve uzun vadede psikolojik tükenmişliğe neden olur. Sürekli stres altında çalışan bireyler, zamanla kendilerini değersiz ve başarısız hissetmeye başlar. İş yerinde yaşanan bu olumsuzluklar, yalnızca mesai saatleri içinde kalmaz; kişisel hayata da sirayet ederek depresyon, kaygı bozukluğu ve özgüven kaybı gibi psikolojik sorunlara zemin hazırlar.
Birçok şirket, çalışanların işten ayrılmasını yalnızca bir istifa olarak lanse etse de, perde arkasında yaşanan gerçekler çok daha derindir. Çalışanlar, fiziksel veya maddi sebeplerden çok, duygusal ve psikolojik tükenmişlik nedeniyle istifa eder. Kendini sürekli değersiz hisseden, emeği karşılık bulmayan ve bir birey olarak varlığının önemsenmediğini düşünen çalışan, en sonunda daha sağlıklı bir ortam arayışına girer.
İş dünyasının, sadece verimliliğe odaklanan bir anlayıştan çıkıp, insan faktörünü merkeze alan bir yapıya evrilmesi gerektiği açıktır. Çalışanlar, sadece birer kaynak değil, bir şirketin en değerli unsurlarıdır. Gerçek anlamda başarılı ve sürdürülebilir bir iş ortamı yaratmanın yolu, çalışanların hem profesyonel hem de duygusal ihtiyaçlarını dikkate alarak, onları bir değer olarak görmeyi başarmaktan geçer.