Bazı insanlar dışarıdan öyle iyi, öyle anlayışlı görünür ki… Sanki her zaman nazik, her zaman şefkat dolu. Sözleri yumuşak, bakışları güven verici, gülümsemeleri sıcak. Ama zamanla fark edersiniz ki o gülümsemelerin ardında hesaplar vardır, o anlayışın içinde gizli bir kibir, o nezaketin altında ise kendini üstün gören bir mesafe…
İnsan, içinde ne taşıyorsa er ya da geç onu dışa vurur. İçinde öfke ve kötülük barındıran biri, ne kadar saklamaya çalışırsa çalışsın, bir gün sözlerinde, davranışlarında ya da en beklenmedik anlarda ortaya çıkar. Bir bakışı soğuk gelir size, bir kelimesi hançer gibi saplanır, bir hareketi içindeki gerçek niyeti fısıldar. Çünkü insanın gerçek yüzü, saklamaya çalıştığı anlarda bile kendini ele verir.
Bu yüzden, dışarıya nasıl görünmek istediğimiz kadar, içimizi nasıl beslediğimiz de önemlidir. Kalbimizi iyilikle, sevgiyle, anlayışla doldurmalıyız ki, dünyaya da bunlar yansısın. İçinde güzellik taşıyan bir insan, er ya da geç çevresine ışık saçar, varlığı huzur verir. İşte böyle zamanlarda, kulağımda Mevlânâ’nın sözü çınlar: Testinin içinde ne varsa, dışına o sızar…
O halde içimizi iyilikle dolduralım ki, dışımıza da iyilik aksın.