İnsan davranışları, yalnızca bireyin doğuştan getirdiği kişilik özellikleriyle açıklanamaz. Psikolojide bireyin çevresiyle sürekli etkileşim halinde olduğu ve bu etkileşimlerin onun düşünce, duygu ve davranışlarını şekillendirdiği kabul edilir. İnsan, yalnızca kendi iç dünyasının değil, aynı zamanda sosyal çevresinin, yaşadığı deneyimlerin ve kurduğu ilişkilerin de bir ürünüdür.
Bireyin tutum ve davranışlarının, çevresindeki diğer bireylerle kurduğu etkileşim sonucunda şekillendiği görülür. Örneğin, bir ilişkide taraflardan biri aşırı savurgan olduğunda, diğerinin denge sağlama ihtiyacıyla daha tutumlu hale gelmesi tesadüf değildir. Başlangıçta böyle bir eğilimi olmayan kişi, zamanla bu rolü üstlenir ve giderek bu özellik kişiliğinin bir parçası haline gelir. Psikolojide bu süreç, tamamlayıcı rollerin gelişimi olarak değerlendirilir; yani bireyler, karşısındakinin özelliklerine bilinçli ya da bilinçsiz şekilde uyum sağlayarak davranışlarını şekillendirir.
Benzer şekilde, iş yerinde sürekli baskı gören, emeği takdir edilmeyen bir çalışanın agresifleşmesi, onun doğuştan sinirli veya uyumsuz biri olduğu anlamına gelmez.Bireyin yaşadığı stresin ve çevresel koşulların bir sonucu olarak değerlendirir. Kişi, kendisini sürekli tehdit altında hissettiğinde, beyin savunma mekanizmalarını devreye sokar ve öfke, kendini koruma amaçlı bir tepkiye dönüşebilir. Yani, bireyin agresyonu, içinde bulunduğu ortamın ona sunduğu psikolojik uyaranların bir sonucudur.
Bu perspektiften bakıldığında, bireyin davranışları yalnızca genetik mirası veya doğuştan gelen kişilik özellikleriyle değil, büyük ölçüde çevresiyle olan etkileşimiyle şekillenir. İnsanların başkalarının davranışlarını gözlemleyerek öğrendiğini ve çoğu zaman farkında olmadan bu davranışları benimsediğini savunur. Bu da gösteriyor ki, aslında kendimize ait sandığımız pek çok özellik, bizi saran çevrenin, yaşadığımız olayların ve kurduğumuz ilişkilerin bir yansımasıdır.
Sonuç olarak, insanın doğasını anlamak için yalnızca bireyin iç dünyasına değil, onu şekillendiren dış faktörlere de bakmak gerekir. Çünkü her tepki, bir etkileşimin sonucudur ve hiçbir davranış boşlukta oluşmaz.