Teknoloji çağında yaşıyoruz, hatta iletişim çağı diyoruz ama garip bir şekilde iletişimsizliğin de zirvesini yaşıyoruz. Birine mesaj atıyorsunuz, okunuyor ama cevap yok. Sonra tekrar yazıyorsunuz, yine sessizlik. Sanki mesajlar uzay boşluğunda kaybolmuş gibi. Peki gerçekten kayboluyor mu, yoksa karşı taraf bilinçli bir şekilde görmezden mi geliyor?
Eskiden iletişim daha farklıydı. Birini aradığınızda açamazsa dönerdi, bir mesaj attığınızda en azından “Gördüm, sonra yazacağım” diye bir geri dönüş alırdınız. Şimdi ise sessizlik en yaygın tepki haline geldi. Dijital dünya bize sınırsız bağlantı kurma imkânı sundu ama aynı zamanda mesafeleri de artırdı. Eskiden fiziksel olarak ulaşamadığımız insanlarla konuşmanın bir yolu yokken, şimdi elimizin altında olan insanlara bile ulaşmak zorlaştı.
Bunun psikolojik boyutuna baktığımızda, iletişimsizliğin temelinde bazen ilgisizlik, bazen yorgunluk, bazen de sosyal kaygılar yatıyor olabilir. Sürekli bildirim bombardımanına maruz kalmak, cevap vermeyi ertelemeye veya tamamen görmezden gelmeye sebep olabilir. Ancak iletişim sadece mesajları almak değil, aynı zamanda cevap vermektir. Bir “Merhaba, mesajını gördüm, en kısa zamanda döneceğim” demek zor değil. Bir aramayı açamıyorsanız, “Müsait olunca döneceğim” demek birkaç saniyenizi alır ama karşı tarafa saygı gösterdiğinizi belli eder.
Peki, ne ara bu kadar kabalaştık? Belki de her şeye fazla erişilebilir olmanın getirdiği bir bıkkınlık var. Ama şu unutulmamalı: Görmezden gelmek de bir mesajdır. Ve çoğu zaman, karşı tarafa “Seninle iletişim kurmaya değer görmüyorum” anlamını taşır.
İletişim kurmaktan kaçındığımızda aslında sadece bir mesajı değil, bir ilişkiyi de boşlukta kaybolmaya terk ediyoruz. Nezaket, sadece yüz yüze değil, dijital dünyada da var olması gereken bir değer. Çünkü günün sonunda hepimiz uzay boşluğuna atılmış mesajlar gibi birbirimize bakıp duruyoruz.