Hayat, beklenmedik olaylarla doludur. Kimi zaman büyük kayıplar, hayal kırıklıkları, başarısızlıklar ve zorlayıcı durumlarla karşı karşıya kalırız. Peki, her olumsuzluk karşısında olumlu yönlere odaklanarak yolumuza devam etmek bir tür Pollyannacılık mı, yoksa duygusal dayanıklılığın bir göstergesi mi?
Duygusal dayanıklılık, zor zamanlarda ayakta kalabilme, yaşanan olumsuzluklardan ders çıkararak güçlenme ve hayatımıza devam edebilme yetisidir. Bu, gerçekleri görmezden gelmek ya da her durumda yüzeysel bir iyimserlik sergilemek anlamına gelmez. Aksine, duygusal dayanıklılığı yüksek bireyler, yaşadıkları zorlukları inkâr etmek yerine kabul eder, duygularını sağlıklı bir şekilde işler ve bu süreçten güçlenerek çıkarlar.
Pollyannacılık ise daha çok bir tür saf iyimserliktir. Zorlukları inkâr etmek, her şeyin iyi olduğunu düşünerek gerçekçi bir çözüm üretmemek Pollyannacı bir bakış açısını yansıtır. Oysa duygusal dayanıklılık, gerçekleri kabul etmek ve onlarla başa çıkmak için içsel kaynaklarımızı kullanmak demektir.
Her yaşanan olumsuzluk bizi biraz daha güçlendirme potansiyeline sahiptir. Eğer iyileştikten sonra daha hızlı ayağa kalkabiliyorsak, bu bizim duygusal dayanıklılığımızın bir göstergesidir. Acılarımızı yok saymadan, onlarla baş etmeyi öğrenmek, bizi daha dirençli ve bilinçli bireyler haline getirir. Unutulmaması gereken nokta, duygusal dayanıklılığın doğuştan gelen bir yetenek değil, geliştirilebilen bir beceri olduğudur ve her zorluğun, bu beceriyi güçlendirmek için bir fırsat olduğudur.