Benim hafızam aslında kuvvetlidir. Kitaplardan cümleler, şarkıların en alakasız sözleri, çocukluk travmalarım… Hepsi pırıl pırıl durur zihnimde. Ama konu insan ilişkilerine gelince, sanki beynim kendini formatlıyor. Birisi bana haksızlık mı yaptı? Hop, unutuluyor. Bir arkadaşım benden faydalandı mı? Silindi gitti. Bir daha yapmaz herhalde diye düşünüyorum. Ve sonra… Yapıyor.
Bu noktada kendime şu soruyu soruyorum: Balık hafızalı mıyım, yoksa düpedüz enayi mi?
Yani, hafızam gerçekten mi zayıf, yoksa hayata fazla mı iyimser bakıyorum? “Yok ya, bu sefer değişmiştir” diye diye aynı insanlara defalarca şans veriyorum. Sonra bir bakıyorum, yine aynı kazığı yemişim. O an içimde bir iç ses beliriyor: “Bravo Ayşegül, yine unuttun, yine yedin kazığı. Sen var ya, harbiden akıllanmazsın.”
Ama sonra kendimi teselli ediyorum: Belki de unutkan değilim, sadece iyi niyetliyim? (Evet evet, kesin öyledir.) Belki de ben kötülükleri hafızamda taşımak istemiyorum, bu yüzden gereksiz yükleri atıyorum? Ama işte hayat da diyor ki: “Madem sen hatırlamıyorsun, ben sana tekrar yaşatarak hatırlatırım.”
Bir noktadan sonra şunu fark ettim: İnsanlar “unutkan” olduğunu fark ederse, bu durumu avantaja çeviriyorlar. Yani sen unutuyorsun diye onlar değişmiyor. Onlar bildiğini okumaya devam ediyor, sen ise “Ama ben iyilik yaptım, belki bu sefer kıymet bilir” diye düşünüp kendi kendine film çeviriyorsun.
Peki çözüm ne? Hafızaya Ginkgo Biloba takviyesi mi, yoksa iyi niyet diyetine girmek mi? Bilemiyorum. Ama bildiğim bir şey var: Balık hafızalı olmak belki güzel, ama balık gibi oltaya gelmek pek hoş değil.