Hayatın içinden geçerken bazen anlam veremediğimiz, istemediğimiz ya da bize ağır gelen deneyimlerle karşılaşırız. Bu anlarda içimizi öfke, üzüntü veya korku sarabilir. Bir süre önce, kendi iç dünyamda büyük bir değişim sürecine girdim. Okuduğum kişisel gelişim ve psikoloji kitapları, izlediğim videolar, işim gereği katıldığım eğitimler ve en önemlisi, okuduğum Kur’an bana aynı gerçeği gösterdi: Düşüncelerim, hayatımı yönetiyordu.
Başlarda bunu fark etmek benim için kolay olmadı. Söylediklerimle hissettiklerim arasında bir uçurum vardı. Olumlu cümleler kursam da içimde olumsuz ihtimaller yankılanıyordu. Gerçekten inanmadığım bir şeyi sadece söylemek yeterli miydi? Kalbimde hala korkular, endişeler ve olumsuz varsayımlar vardı. İşte tam da bu noktada tıkandığımı fark ettim: Zihnim ve kalbim aynı yerde buluşmuyordu.
Bu içsel çatışma, hayatımda bir şeylerin tam olarak yoluna girmemesinin sebebiydi. Düşünce, duygu ve hareket bir bütün olmadığında, içimizde ve hayatımızda bir uyumsuzluk oluşuyor. Çoğu zaman yaşadıklarımızın dış etkenlerden kaynaklandığını düşünüyoruz ama aslında pek çoğu, iç dünyamızın bir yansıması. Kur’an’ı okudukça, bu dengenin ne kadar önemli olduğunu daha iyi kavradım. Zihin, beden ve ruh bir bütün halinde olmadığında, yaşamın akışına uyum sağlamak da mümkün olmuyor.
Zamanla anladım ki, her şey bir süreç. Olan her şey, olması gerektiği gibi ve olması gerektiği zamanda gerçekleşiyor. Olaylara direnmek yerine, “Neden bunlar benim başıma geliyor?” sorusunu “Bunun bana öğretmek istediği şey ne?” sorusuyla değiştirdiğimde, bakış açım da değişmeye başladı. Bir şeyler yanlış gitmiyordu; sadece benim onlardan almam gereken dersler vardı.
Eskiden başıma gelen her olay karşısında zihnim hızla olumsuz ihtimaller üretirdi: “Ya şöyle olursa? Ya bu kötü bir şeye dönüşürse?” Şimdi ise biliyorum ki, olaylara anlamını biz yüklüyoruz. Yaşanan bir durum kendi başına ne iyi ne de kötü. Onu nasıl yorumladığımız, ona verdiğimiz anlam, hayatımızdaki etkisini belirliyor.
Bu farkındalık, bana kabullenmeyi öğretti. Her şeyi olduğu gibi kabul etmeyi, sürecin bir parçası olduğunu ve her şeyin hayrımıza geliştiğini görebilmeyi… Yaşanan her şeyin ardında bir sebep ve öğreti olduğunu kabul ettiğimizde, onun yükü de hafifliyor. Ve en önemlisi, şükretmeyi öğreniyoruz.
Eskiden yalnızca güzel şeyler için şükrederken, şimdi sürecin tamamı için şükrediyorum. Zorluklar, kayıplar, beklenmedik gelişmeler… Bunların hepsi, beni ben yapan, beni büyüten deneyimler. Her şey bir düzen içinde ve ben bu düzene güveniyorum.
Gerçek değişim, düşüncelerimizi değiştirmekle başlıyor. Düşüncelerimiz değiştikçe duygularımız, duygularımız değiştikçe de hayatımız dönüşüyor. Artık bir şeyleri zorla düzeltmeye, kontrol etmeye çalışmak yerine, zihnimi ve kalbimi uyumlu hale getirmeye odaklanıyorum. Çünkü biliyorum ki, zihnim ve kalbim aynı frekansta olduğunda, hayat da ona göre şekilleniyor.
Ve en önemlisi, artık biliyorum ki: Her şey bir süreç ve bu süreç, en iyi haliyle, olması gerektiği gibi ilerliyor.