Problemlerimle baş etme yöntemlerimden birini paylaşmak istiyorum.
Günlük yaşamda karşılaştığımız sorunlar, kimi zaman duygusal yükümüzü artırabilir ve bizi çaresiz hissettirebilir. Bu durumlarda kullandığım ve bana iyi gelen baş etme stratejilerinden biri, psikolojide bilişsel çerçeveleme olarak adlandırılan yöntemdir. Bu yöntem, yaşanılan durumu farklı bir perspektiften ele alarak zihinsel yükü hafifletmeyi ve daha sağlıklı bir çözüm süreci geliştirmeyi mümkün kılar.
Özellikle çözümün maddi kaynaklarla mümkün olduğu durumlarda bu yöntemin etkisini daha fazla hissediyorum. Örneğin, yaşadığım bir problem para ile çözülebilecek nitelikteyse, odağımı sorunun kendisinden çok çözümün aracı olan paraya yönlendiriyorum. Bu çerçeveleme sayesinde, problemi “baş edilemez bir kriz” olarak değil, “kontrol edilebilir bir süreç” olarak değerlendirebiliyorum. Şöyle düşünüyorum: Eğer bir sorun parayla çözülebilecekse, bu aslında çözülebilir bir sorundur. Paraya şu an sahip olmasam bile, zamanla kazanabileceğimi biliyorsam, bu da sorunun zamanla çözülebileceği anlamına geliyor. Bu düşünce şekli, belirsizliği azaltıyor ve süreci daha yönetilebilir kılıyor.
Benzer stratejileri farklı durumlarda da uygulamak mümkün. Örneğin, iş kaybı gibi zorlu bir yaşam olayında kişi, “Her şey bitti” düşüncesine kapılmak yerine, “Bu süreç belki de daha uygun bir yolculuğun başlangıcıdır” şeklinde bir yeniden çerçeveleme yaparak duygusal dayanıklılığını güçlendirebilir. Ya da beklenmedik bir aksilik karşısında “Neden ben?” sorusu yerine, “Bu durum bana ne öğretiyor?” sorusunu sormak, kişinin olayla olan ilişkisini dönüştürür.
Sonuç olarak, bilişsel çerçeveleme yöntemi, problemler karşısında daha esnek, yapıcı ve umut dolu bir yaklaşım geliştirmeye yardımcı oluyor. Her şeyin hemen çözülemeyeceğini bilmekle birlikte, sürece hâkim olabildiğimi hissetmek, psikolojik iyi oluşumu destekleyen önemli bir unsur haline geliyor.