Hayatta herkesin zaman zaman takıldığı, yolun sonuna geldiğini düşündüğü anlar olur. Bu anlar, çoğu zaman acı verici olaylarla, kayıplarla, hayal kırıklıklarıyla ya da beklenmedik zorluklarla şekillenir. Böyle zamanlarda zihnimiz sık sık geçmişe takılır. “Neden böyle oldu?” “Daha farklı olamaz mıydı?” gibi sorularla kendi içimizde dönüp dururuz. Oysa asıl ihtiyaç duyduğumuz şey, devam edebilmeyi öğrenmektir.
Devam edebilmek, yüzeyde basit gibi görünse de aslında psikolojik olarak oldukça derin ve zorlayıcı bir süreçtir. Bu süreç, yaşananların üzerini örtmek ya da görmezden gelmek değildir. Aksine, yaşananı kabul etmek, duygulara alan açmak ve ardından küçük adımlarla yeniden yürümeye başlamaktır.
Psikolojide bu beceriye “duygusal esneklik” adı verilir. Duygusal esnekliğe sahip bireyler, acılarını inkar etmeden, o acının içinde kaybolmadan yol alabilirler. Travma, kayıp ya da kırgınlık gibi zorlu deneyimlerde, bu esneklik sayesinde kişi toparlanma gücünü bulabilir.
Devam edebilmek için, acıya tutunmak yerine ona şefkatle yaklaşmak gerekir. “Bu da geçti,” diyebilmek, o anda geçmişten geleceğe uzanan bir köprü kurmaktır. Çünkü bazen hayat, ileri gitmek değil, sadece yerinde durmadan yürüyebilmeyi öğrenmektir.
Her şeyin çözülmediği, soruların cevapsız kaldığı zamanlarda bile, yürümeye devam etmek bir iyileşme yoludur. Ve belki de en büyük dönüşüm, tam da bu adımlarda gizlidir.