Çoğumuzun görünmeyen yaraları var. Kaygılar, geçmiş travmalar, bastırılmış duygular… Günlük hayatın içinde güçlü görünmeye çalışsak da, içimizde taşıdığımız yük zamanla bizi yavaşlatıyor. Bazen öyle bir noktaya geliyoruz ki, sadece “iyi olmak” bile ulaşılmaz bir hedef gibi hissedilebiliyor.
Psikolojiye göre iyileşme süreci, önce farkındalıkla başlıyor. Yani nasıl hissettiğimizi, neye ihtiyaç duyduğumuzu, neyin bizi tetiklediğini anlamakla. Bu farkındalık genellikle terapi süreciyle gelişiyor; çünkü terapist, bize duygularımıza ayna tutma ve onları yargılamadan görme fırsatı verir. Ancak her zaman terapiye erişim mümkün olmuyor. Bu noktada psikolojik içerikler, kişisel gelişim kitapları, uzman videoları ya da güvenilir kaynaklardan alınan bilgiler devreye giriyor. Kendi kendine yardım yöntemleri, özellikle bilişsel davranışçı terapinin önerdiği tekniklerle, bireyin kendisini anlamasına ve dönüştürmesine katkı sağlıyor. (Bilişsel Davranışçı Terapi , bireylerin olumsuz düşünce ve davranışlarını fark edip değiştirmelerini sağlayan bir terapi modelidir.)
Örneğin, “Hayırlısı buymuş”, “Bu da geçecek”, “Elimden geleni yaptım” gibi basit görünen ama bilişsel yeniden çerçeveleme içeren cümleler, zihni yatıştırır. Araştırmalar gösteriyor ki, kendimizle kurduğumuz dil yani içsel konuşmalarımız duygularımızı doğrudan etkiler. Ne kadar şefkatli ve kabullenici bir dille konuşursak, o kadar huzurlu hissederiz.
Bu yüzden, şifa bulmak bazen bir cümlede, bazen bir kitapta, bazen de sadece kendimize sarılabildiğimiz bir anda gizlidir. İyileşmek zaman alabilir ama unutmayın: Psikolojide en temel ilkelerden biri şudur ; her birey değişebilir ve iyileşebilir. Yeter ki, içten gelen o sesi duyabilesiniz: “Ben buna değerim.”