Farklı Konular, Ortak Duygular

Mobbing

Yıllar önce, sosyal medyanın bu kadar güçlü bir mecra olmadığı dönemlerde, iş yerinde yaşanan mobbinglere sesimizi duyurmak neredeyse imkânsızdı. Geçtiğimiz günlerde, bir sosyal medya kullanıcısı Instagram’da paylaştığı videoda, yöneticisinin ona “Neden makyaj yapmıyorsun?” dediğini ve bunun bir mobbing türü olduğunu anlatıyordu. O videoyu izlediğimde yüzümde bir gülümseme belirdi. O an, yaşadığım mobbingleri anlatmaya karar verdim. En ağırını nasıl yaşadığımı, nasıl sessiz kaldığımı sizinle paylaşmak istedim.

Bir dönem, kadın yöneticilerimden biri bana “Makyaj yapman gerekiyor,” demişti. Bu, iş tanımımda olmayan ve kişisel alanıma yapılan açık bir müdahaleydi. “Kusura bakmayın, yapamam,” diye yanıt vermiştim. (Her zaman hafif bir makyaj yapmayı tercih etmişimdir ama o, abartılı ve belirgin bir makyaj yapmamı istemişti.) Başka bir gün, başka bir kadın yöneticim pantolonumu eleştirdi. Oysa iki gün önce nereden aldığımı sormuş, aynısını almak istediğini söylemişti. Sonra dönüp, “Bu pantolonu giyme,” dedi. “Siz neden aynısını giyiyorsunuz o zaman?” diyerek giymeye devam ettim.

Ama bunların hepsi, bir erkek yöneticimle yaşadığım o toplantının yanında hafif kalır. Toplantı sonrası “Herkes çıksın, Ayşegül kalsın,” dedi. Masanın bir ucunda o, diğer ucunda ben oturuyorduk. Konuşmaya başladı, ardından sesini yükseltti. Sessiz kaldım. Tepki alamayınca önüme doğru masaları itti ve ben masa ile arkamdaki dolap arasında sıkıştım. (Toplantı odasında değil, eğitim odasında olduğumuz için birçok masa vardı. Yer açmak amacıyla masaları yan yana dizmiş, kare bir şekil oluşturmuştuk. Aramızda dört adet birbirine yapışık masa vardı. O masaları itince sıkıştım.) Yine sessiz kaldım. Sadece masayı iterek kendime alan açmaya çalıştım. Ardından büyükçe bir sandalyeyi üzerime fırlattı. Kendimi yana atarak kurtuldum. Bağırmaya devam etti. İçeride yalnızdım. Dışarıda müdürler kapının önünde durmuş, sadece izliyorlardı. Kimse içeri girmedi.

O an düşündüğüm tek şey şuydu: “Bu adam beni burada öldürse, siz neden hâlâ içeri girmiyorsunuz?”

Toplantı bittiğinde “Çıkabilir miyim?” diye sordum. Ayaklarım beni bir parka götürdü. Bir banka oturup uzun uzun ağladım. Birkaç gün sonra terapi seansımda istifa etmeye karar verdiğimi söyledim doktoruma. Zaten uzun süredir maruz kaldığım mobbing nedeniyle panik ataklar yaşıyor, psikolojik destek alıyordum. Terapiler sayesinde zihnimde bazı şeyler netleşmeye başlamıştı. O gün sessiz kalmamın nedeni buydu. Artık anlıyordum.

(Not: Terapiye başlamadan önce çok ciddi sağlık sorunları yaşadım. Uzun süre çözüm bulunamadığı için bir araştırma hastanesinde detaylı taramalara girdim. İki ayrı kanser türünden şüphelendiler, çıkmadı. Beyinle ilgili kapsamlı testler yapıldı, ardından Behçet hastalığından şüphelendiler. O da çıkmayınca DNA testi ile genetik hastalık taraması yapıldı. Sonuçlar temiz çıkınca doktorum, sorunun psikolojik olduğunu ve psikiyatri desteği almam gerektiğini söyledi. Böylece psikiyatri sürecim başladı.)

Yaklaşık bir yıl süren bir tedavi süreci geçirdim. Şifalandım. Ama o yönetici beni aramaya devam etti. Hiçbir aramasına cevap vermedim. Biliyordum; bu, bir vicdan azabıydı. Özür dilemek istiyordu. Bir gün eski hattımı yeni telefona taktığımda, rehberimde kayıtlı olmayan bir numarayı yanlışlıkla açtım. “Ayşegül, nasılsın?” dedi. “İyiyim,” dedim. Onun olduğunu anladığım anda telefonu kapattım.

Yıllar sonra Marmaray’da karşılaştık. O gün önemli bir toplantım vardı; oldukça şık giyinmiştim. O ise dağınık ve özensizdi. Beni görünce panikledi. “Seni çok iyi gördüm,” dedi. “Ben sizi iyi görmedim,” deyip yoluma devam ettim.

Asla ama asla onun benimle konuşup vicdanını rahatlatmasına izin vermedim, vermeyeceğim. Nasıl ki onun bana yaşattıkları bende bir travma yarattıysa, ben de bu hayatta ona o vicdan yükünü yaşattım. Her şeyi yapıp sonra bir “özür dilerim” diyerek kurtulamazsınız. Bazı şeylerin telafisi yoktur. Gücün, unvanın arkasına saklanarak insanları ezemezsiniz.

LinkedIn’de janti janti yazılar, süslü fotoğraflar paylaşanlar… Ah siz! Kimlerin hayatlarını mahvettiğinizi bir düşünün. LinkedIn’in bu yönünü hem seviyorum hem de çok gülüyorum: Tam bir tiyatro! Sahte “İyiyim ben”ler… Ama arkada ekip arkadaşlarınıza hayatı dar ediyorsunuz. Görüyoruz, biliyoruz. Çok komik duruyorsunuz.

Son olarak bir not düşmek isterim: Bu mobbingleri 20–23 yaş aralığında yaşadım. Tam 3 yıl sürdü.

23 yaşımda sessizce istifa ettim. Bir yıl süren tedavi sürecim boyunca neredeyse tüm zamanımı bir koltukta geçirdim. Sonrasında Kapalıçarşı’da mücevher eğitimi aldım. Eğitimi aldığım sanat okulunu dört yıl yönettim. Ardından yüksek lisans yapmak için ayrıldım. Şimdi freelance çalışıyorum.

Yaşadığım tüm olumsuzluklar beni bugün olduğum noktaya getirdi. Her yaşanana iyi ya da kötü, teşekkür ediyorum. Bugün olduğum yerde çok iyiyim, çok mutluyum.