Farklı Konular, Ortak Duygular

Saygı ve Sevgi Hak Edilmelidir

Toplum olarak saygı ve sevgi kavramlarını çoğu zaman otomatik ve koşulsuz birer zorunluluk gibi görüyoruz. Yaşça büyük olan herkes saygıyı, kan bağımız olan herkes ise sevgiyi hak ediyor varsayılıyor. Oysa bu tutum, bireyin öz saygısını, sınırlarını ve duygusal ihtiyaçlarını hiçe sayan bir anlayışa dönüşebiliyor.

Birinin yaşı büyük diye ona saygı duymak zorunda mıyız? Ya da bir insanla aynı soyadını paylaşıyoruz diye onu sevmek zorunda kalmak adil mi? Bu sorular çoğu kişi için rahatsız edici olabilir çünkü çocukluktan itibaren bize öğretilen temel toplumsal kurallar, bu kavramları koşulsuz şekilde kabullenmemizi bekliyor. Ancak psikoloji bize şunu söylüyor: Saygı ve sevgi, hak edilerek kazanılan duygulardır; zorunluluktan doğmazlar.

Çevremde yaşça büyük birçok insan gördüm — memnuniyetsiz, kırıcı, empati yoksunu ve iletişim becerilerinden uzak. Ama yine de onlardan “saygı bekleyen” bir tavır içinde olmaları bana her zaman garip gelmiştir. Çünkü gerçek saygı, sadece yaşa değil; kişinin davranışlarına, insanlara yaklaşımına, ahlakına ve tutumlarına dayanır.

Aynı durum aile bağları için de geçerli. Sırf bir kişiyle kan bağım var diye, onun bana iyi gelmeyen davranışlarını görmezden gelmek, kişisel sınırlarımı ihlal etmesine sessiz kalmak zorunda değilim. Aile olmak, otomatik olarak sevgi doğurmaz. Sevgi, ilgiyle, anlayışla, destekle ve emekle inşa edilen bir duygudur.

Psikolojik olarak bireyin sağlıklı sınırlar oluşturması, kimleri hayatına dahil edeceğine veya kimlerle mesafeli kalacağına kendisinin karar vermesi gerekir. Aksi durumda duygusal tükenmişlik, bastırılmış öfke ve aidiyet çatışmaları yaşanabilir. Toplumsal normlar bireyin duygularını bastırmasına neden olursa, bu hem birey hem de toplum için sağlıksız sonuçlar doğurur.

Elbette saygı ve sevgi hayatımızda olmalı. Ama bunlar bir ödül gibi görülmeli, herkesin otomatik olarak talep ettiği değil, hak ederek kazandığı değerler olmalı. Bir bireyin yaşına veya soyadına değil, kim olduğuna ve nasıl bir insan olduğuna bakmalıyız.

Toplumun dayattığı kör kabulleri sorgulamak cesaret ister. Ama bu cesaret, daha sağlıklı bireyler ve daha bilinçli bir toplum yaratmanın da ilk adımıdır.