Hayatta bazen yollarımız hiç beklemediğimiz insanlarla kesişir. Kimi sadece kısa bir süreliğine yanımızdan geçip gider, kimi ise ömrümüz boyunca izini taşırız. Çoğu kişi bu karşılaşmaları “tesadüf” olarak görür. Oysa ben hiçbir şeyin rastlantı olmadığına inanıyorum. Çünkü karşımıza çıkan her insan, ruh yolculuğumuzda ya bir yaraya dokunur ya da o yaraya merhem olur.
Benim seçimim, yara açmak değil; yara bandı olmak. Çünkü Rabb’in bize verdiği aklı, vicdanı ve merhameti doğru şekilde kullanmamız gerektiğine inanıyorum. Bunları hakkıyla kullanmazsak elimizden alınacağını da hissediyorum. Bu yüzden hayatıma giren insanlara dokunmayı, onların ruhuna şefkatle yaklaşmayı, elimden geldiğince bilgimi ve deneyimlerimi paylaşmayı seçiyorum.
Psikiyatrist Carl Gustav Jung’un “eşzamanlılık” dediği kavram da aslında tam olarak bunu anlatıyor. Jung’a göre bazı olaylar nedensel bir bağ olmaksızın, “anlam” üzerinden birbirine bağlıdır. Yani “tesadüf” sandığımız şeyler, bilinçdışımız ya da kolektif bilinçdışıyla ilişkilidir. Özellikle de kişi bir içsel dönüşüm dönemindeyse bu tür anlamlı karşılaşmalar çok daha sık yaşanır.
Belki de bu yüzden bazı insanları ilk kez görsek bile sanki uzun zamandır tanıyormuşuz gibi hissederiz. Bazen küçücük bir söz, bir bakış ya da ufak bir iyilik bile hayatımızda derin izler bırakır. Çünkü orada sadece bir karşılaşma değil, ruhun bize fısıldadığı bir mesaj vardır.
Ben bu yaklaşımı, sorumluluk duygusuyla birlikte düşünüyorum. Eğer birinin yoluna çıktıysam bunun boşuna olmadığını biliyorum. Ya ben ondan bir şey öğreneceğim ya da ona bir şey öğreteceğim. Belki birlikte büyüyeceğiz, belki de birbirimizin yaralarına şifa olacağız.
Sonuçta hayat, sadece kendi yolculuğumuzdan ibaret değil. Başkalarının yolculuğuna da eşlik edebildiğimiz, şefkatle dokunabildiğimiz bir süreç. Ve bence yara bandı olmayı seçenler, aslında kendi yaralarını da iyileştirenlerdir.