Farklı Konular, Ortak Duygular

Kendimize Söylediğimiz Hayır, İçimizdeki Evet’i Çoğaltır

İngiliz psikanalist Adam Phillips bir keresinde, “Herkes kendinden esirgenen şey konusunda saplantılıdır” demiştir. Basit gibi görünen bu cümle, insan psikolojisinin derinliklerine dair çok önemli bir gerçeğe işaret eder: Biz, kendi bastırdığımız arzularımızın ve ihtiyaçlarımızın farkında olmayabiliriz, ama onlar hayatımızı sessizce şekillendirir.

Hayatımız boyunca çoğu zaman belirli şeyleri kendimizden esirgeriz. Bu, çocuklukta öğrenilen kurallar, toplumun dayattığı normlar veya kendi içsel korkularımız olabilir. Bazen kendimizi “başarılı olmayı hak etmiyorum” diye sınırlarız, bazen ise bir duyguyu ifade etmekten korkarız. Ancak bastırdığımız her şey, bilinçaltımızda büyür ve görünmez bir çekim gücüyle hayatımızın farklı alanlarına sızar.

Örneğin, sürekli takdir ve onay arayan bir kişi, belki de küçük yaşta sevgi ve kabul görme ihtiyacını bastırmıştır. Ya da yaratıcı olmayı arzulayıp bunu kendine yasaklayan biri, hayatını sürekli üretim ve başarı saplantısıyla doldurabilir. Bastırdığımız arzular, çoğu zaman saplantıya dönüşerek bilinçli tercihlerimiz üzerinde görünmez bir etki yaratır.

Psikoloji, bu durumu “içsel çatışma” olarak tanımlar. İnsan, bir yandan arzularını hissetmek ister, diğer yandan onları kabul etmekten veya gerçekleştirmekten korkar. Bu çatışma, saplantılı düşüncelere, kaygılara ve hatta ilişkilerimizde tekrar eden davranış kalıplarına yol açabilir. Phillips’in sözleri, bu döngüyü fark etmemiz için bize bir anahtar sunar: Esirgediklerimizi tanımak, onları bastırmak yerine anlamak.

Peki, bunu nasıl yapabiliriz? İlk adım farkındalıktır. Kendinize dürüstçe sormak önemlidir: “Hangi arzularımı, hangi duygularımı veya hangi hayallerimi kendimden esirgiyorum?” Bu soruya cevap bulmak, saplantılardan kurtulmanın ve içsel dengeyi yakalamanın ilk adımıdır. Ardından, küçük adımlarla bu arzuları hayatınıza dahil etmek gerekir. Kendinizi ifade etmek, sınırlarınızı zorlamak ya da bastırdığınız duygulara izin vermek, psikolojik olarak özgürleşmenizi sağlar.

Sonuç olarak, herkesin iç dünyasında bastırılmış bir şeyler vardır. Phillips’in bize hatırlattığı gibi, bu şeyler fark edilmediğinde saplantıya dönüşür, fark edildiğinde ise bir büyüme ve özgürleşme fırsatına dönüşebilir. Kendinizi tanımak ve bastırdığınız şeylerle yüzleşmek, sadece saplantılardan kurtulmak için değil, aynı zamanda daha tatmin edici ve anlamlı bir hayat yaşamak için de kritik öneme sahiptir.