Kendimde yıllardır fark ettiğim bir özellik var. Kalabalık bir ortamda herkes dans ederken, bazen dans etmekten çok insanları izlemeyi tercih ediyorum. Kahkahalarını duymak, eğlendiklerini görmek, mutlu anlarına tanıklık etmek bana tarif etmesi zor bir huzur veriyor.
Yanlış anlaşılmasın; ben de gülmeyi, eğlenmeyi ve içten bir kahkaha atmayı severim. Ancak bazen mutluluğun tam merkezinde olmak yerine, ona uzaktan tanıklık etmek daha derin bir keyif veriyor. Bir sanat eserini izlediğimde avuçlarım acıyana kadar alkışlamak, başarılı bir insanın hikayesini dinlemek ya da birinin hayaline ulaştığını görmek beni gerçekten mutlu ediyor.
Psikolojide bu duyguya yakın bazı kavramlar bulunuyor. Bunlardan biri empatik sevinç. Empatiyi çoğu zaman başkalarının acısını anlayabilmek olarak düşünürüz. Oysa empati, başkalarının sevincini hissedebilmeyi de kapsar. Bir insanın mutluluğuna, başarısına veya heyecanına içtenlikle ortak olabilmek, güçlü bir duygusal olgunluğun göstergesidir.
Bir diğer kavram ise dolaylı mutluluk olarak bilinir. Kişi mutluluğu doğrudan yaşamasa bile, başkasının mutluluğundan keyif alır. Bir çocuğun uzun zamandır istediği oyuncağa kavuşurken yaşadığı heyecanı görmek, sahnede başarılı bir performans sergileyen bir sanatçıyı izlemek ya da bir arkadaşın hayalini gerçekleştirdiğini duymak insana kendi mutluluğunu yaşamış gibi hissettirebilir.
Bu duygunun kökeninde belki de yetiştirilme biçimim yatıyor.
Çocukluğumdan çok net hatırladığım bir an var. Annem bir konuda beni başka bir çocukla kıyaslamıştı. Babam ise hemen müdahale edip, “Lütfen çocukları birbirleriyle kıyaslama.” demişti. O günden sonra ailem tarafından ciddi anlamda kıyaslandığımı hatırlamıyorum.
Psikoloji açısından bakıldığında bu detay önemli olabilir. Çünkü sürekli kıyaslanarak büyüyen çocuklar zamanla kendi değerlerini başkalarının başarıları üzerinden ölçmeye başlayabiliyor. Bu durum yetişkinlikte rekabet duygusunu, yetersizlik hissini ve kıskançlığı artırabiliyor. Buna karşılık, koşulsuz kabul gören ve sürekli karşılaştırılmayan çocuklar kendi kimliklerini daha sağlıklı bir şekilde geliştirebiliyor.
Belki de bu yüzden insanları çoğu zaman rakip olarak görmüyorum.
Bir arkadaşımın başarısı bana kendi eksiklerimi hatırlatmıyor; aksine onun adına mutlu olmamı sağlıyor. Bir insanın hayaline ulaştığını görmek içimde eksiklik duygusu yaratmıyor, tam tersine umut uyandırıyor.
Psikolojide buna yakın bir başka kavram da güvenli özdeğer olarak adlandırılıyor. Kişinin kendi değerini sürekli başkalarıyla kıyaslayarak değil, kendi iç ölçütleriyle değerlendirebilmesi anlamına geliyor. İnsan kendisiyle barışık olduğunda, başkalarının mutluluğu bir tehdit olmaktan çıkıp ilham kaynağına dönüşebiliyor.
Bugün bunun giderek daha nadir görülen bir özellik olduğunu düşünüyorum. Çünkü sosyal medya ve modern yaşam, insanları sürekli karşılaştırmaya teşvik ediyor. Başkasının başarısı ilham vermekten çok kıskançlık yaratabiliyor. Başkasının mutluluğu, bazı insanlarda eksiklik hissini tetikleyebiliyor.
Ben ise çoğu zaman tam tersini hissediyorum.
İnsanların mutlu olduğunu görmek bana umut veriyor. Başardıklarını görmek motive ediyor. Güldüklerini görmek içimi ısıtıyor. Belki de bu yüzden kalabalık bir ortamda bazen sahnenin ortasında değil, kenarında durup insanların neşesine tanıklık etmek bana daha anlamlı geliyor.
Eskiden herkesin böyle hissettiğini sanırdım. Zamanla bunun o kadar da yaygın olmadığını fark ettim. Çünkü başkasının mutluluğuna içtenlikle sevinebilmek, insanın kendi iç dünyasıyla belli bir barış içinde olmasını gerektiriyor. Elbette bunun tek sebebi çocukluk deneyimleri değildir; kişilik yapımız, yaşadıklarımız ve hayata bakışımız da bunda rol oynar. Ancak geriye dönüp baktığımda, kıyaslanmadan büyümenin bana önemli bir hediye verdiğini düşünüyorum: Başkalarının mutluluğunu kendi mutluluğuma rakip olarak görmemeyi.
Belki de bugün dünyada en çok ihtiyaç duyduğumuz şeylerden biri budur.
Birbirimizin mutluluğundan rahatsız olmak yerine ona ortak olabilmek. Çünkü iyilik bulaşıcıdır. Bir insanın sevinci, başka bir insanın umuduna dönüşebilir. Bir kişinin başarısı, bir başkasına cesaret verebilir.
Belki de bizi gerçekten iyileştirecek olan şey, yalnızca acılarımızı paylaşmak değil; sevinçlerimizi de paylaşabilmektir.
İyilik, iyileştirecek bizi.