Bugün size hem hüzünlü hem de dönüp baktığımda beni gülümseten bir anımdan bahsetmek istiyorum.
Kendime hediye ettiğim bir yıllık İspanya maceram, aslında hayalini kurduğum gibi başlamadı. En büyük problemim barınmaydı. Günler geçiyor, ev bulamıyor, her yeni umut yeni bir hayal kırıklığıyla sonuçlanıyordu. Bir süre sonra içimdeki mücadele yerini kabullenişe bıraktı.
“Tamam,” dedim, “artık dönüyorum.”
O gün, kaldığım evde durmak istemedim. Kendimi Valencia’da Plaza del Patriarca Meydanı’nda bir bankta buldum. Yaklaşık beş saat boyunca oturdum ve ağladım. Sadece ağladım. O şehirle, kurduğum hayallerle ve o an yaşayamadığım hayatla vedalaşıyordum.
Sonra arkadaşıma döndüm ve gözyaşlarımın arasında, “Madem gidiyorum, bari çok beğendiğim o gözlüğü alayım.” dedim.
Kendimi Project Lobster mağazasında ağlayarak gözlük denerken buldum.
Mağazadaki görevli beni görünce telaşlandı. “Lütfen oturun.” dedi, bana su getirdi. Ben de ağlamaya devam ederken, “Sorun yok, ben sadece bu gözlüğü alacağım.” dedim.
Zavallı kız ne yapacağını bilemedi. Bana öyle bir ifadeyle bakıyordu ki… Onu görünce bu kez ben gülmeye başladım.
Mağazadan çıktık. Rimel almam gerekiyordu. Kozmetik mağazasına girdim. Hala ağlıyorum.
Görevliye, “Bir rimel alacağım.” dedim.
Bana sordu:
“Suya dayanıklı olsun mu?”
Ben de büyük bir ciddiyetle:
“Yok, suya dayanıklı olmasın.” dedim.
Kız yüzüme baktı, ben yüzüne baktım… O anın ne kadar absürt olduğunu ikimiz de fark etmiştik.
Bir de İspanya’da mağazaya girdiğinizde size neredeyse herkes aynı iki soruyu birlikte sorar:
“¿Cómo estás?” – “¿Qué tal?”
Yani “Nasılsın?” ve daha samimi bir şekilde “Nasıl gidiyor?”
Düşünsenize… Ben gözyaşlarımı silmeye çalışıyorum, onlar “Nasılsın?” diye soruyor, ben de refleks olarak “İyiyim.” diyorum.
İnsan bazen gerçekten ilginç bir canlı.
Aradan dört beş ay geçti.
Bu kez yine Valencia’ya gittim.
İlk yaptığım şey, saatlerce ağladığım o banka gidip oturmak oldu.
Etrafıma baktım ve içimden şöyle dedim:
“Burada sana ağlayarak veda etmiştim. Ama bugün aynı yere mutlulukla geri geldim. Teşekkür ederim Allah’ım… O günü böyle güzel bir anıya çevirdiğin için.”
Sonra o gün ağlayarak yürüdüğüm sokakların hepsini bu kez gülerek dolaştım.
İşte hayat tam da böyle bir şey.
Bugün hiç geçmeyecek sandığın bir acı, aylar sonra gülümseyerek anlattığın bir hatıraya dönüşebiliyor.
Çünkü hayat durağan değil.
Duygular değişiyor.
Şartlar değişiyor.
Biz değişiyoruz.
Psikolojide bunun çok önemli bir karşılığı vardır: İnsan zihni, yaşadığı en yoğun duygunun sonsuza kadar süreceğini sanma eğilimindedir. Oysa hiçbir duygu kalıcı değildir. En büyük acılar da, en büyük mutluluklar da zamanla şekil değiştirir.
Bu yüzden kendine şunu hatırlat:
Bugün kaybetmiş olabilirsin.
Bugün çok üzülüyor olabilirsin.
Bugün her şey bitmiş gibi hissedebilirsin.
Ama zaman akmaya devam ediyor.
Problemler çözülüyor.
Yeni kapılar açılıyor.
Ve bazen, bir gün dönüp tam da ağladığın yerde kahkaha atarken buluyorsun kendini.
O yüzden bugün kendine biraz daha nazik davran.
Çünkü bugün de geçecek.
Belki daha güzel günler gelecek, belki daha zor sınavlar…
Ama hepsi geçecek.
Ve sen, düşündüğünden çok daha güçlüsün.
Sevgiyle kalın.