Farklı Konular, Ortak Duygular

National Arab Orchestra İstanbul’da

Bazı hayallerin gerçekleşmesi için sadece biraz zaman gerekiyor.

Sanırım bundan yaklaşık beş yıl önce National Arab Orchestra’nın bir videosuna denk geldim. Ne olduğunu tam olarak bilmeden izlemeye başladım ve büyülendim.

O günden sonra onların müziklerini dinlemeye, videolarını izlemeye başladım. Zamanla National Arab Orchestra, “Bir gün mutlaka canlı dinlemek istiyorum.” dediğim orkestralardan biri oldu.

Ama bir gerçek vardı: Orkestra Amerika’da kurulmuştu. Michael İbrahim tarafından 2009 yılında Michigan’da küçük bir takht topluluğu olarak kurulan orkestra, ud, kanun, ney, keman ve rıkk gibi geleneksel Arap müziği enstrümanlarıyla başlayan yolculuğunu yıllar içinde büyüterek bugün büyük bir orkestra haline getirmişti.

Michael’ın müzik yolculuğunun en etkileyici taraflarından biri de Doğu ve Batı müzik geleneklerini aynı potada buluşturması. Arap müziğinin makamlarını, ritimlerini ve geleneksel enstrümanlarını senfonik orkestranın gücüyle bir araya getirerek kendine özgü bir müzikal dünya yaratmış.

Ben de geçen yıl bir ara, “Ben bu orkestrayı nasıl canlı izleyeceğim?” diye düşünüyordum. Amerika’ya gitmeyi hiç düşünmemiş biri olarak, sırf bu orkestrayı canlı dinlemek için Amerika’ya gitsem mi, nasıl giderim diye düşündüm. Sonra vazgeçtim.

Hayatın güzel tarafı biraz da bu galiba.

Bazen siz bir hayalin peşinden gitmiyorsunuz; hayat o hayali sizin önünüze getiriyor.

Bu yıl konser takvimine bakarken bir anda gördüm:

National Arab Orchestra İstanbul’a geliyordu.

Hem de Atatürk Kültür Merkezi’ne.

Beş yıl önce bilgisayar ekranından izlediğim, canlı dinlemeyi hayal ettiğim orkestra şimdi İstanbul’daydı.

Ben de biletimi aldım. Yıllardır videolarından tanıdığım müzisyenleri bu kez gerçekten karşımda izledim.

Michael İbrahim’in sahnede seyirciyle kurduğu ilişki ayrıca büyüleyiciydi. Sadece orkestrayı yöneten bir şef değildi; seyirciyle konuşan, onları müziğin içine alan, sahneyle salon arasındaki mesafeyi ortadan kaldıran biriydi.

Ve zaten National Arab Orchestra’yı benim için özel yapan şeylerden biri de tam olarak bu.

Alışılmışın dışında bir senfoni orkestrası.

Udun sesi, kanunun tınısı, ney, kemanlar, vurmalı çalgılar ve onlarca müzisyenin aynı anda yarattığı o büyük ses…

Bir yandan çok tanıdık, bir yandan bambaşka. Sadece bir konser izlemiyormuşum gibi hissettim. Bir kültürün, bir coğrafyanın ve yüzyıllardır taşınan bir müzik mirasının sahnede yeniden hayat bulmasını izliyordum.

Sanatın en sevdiğim tarafı da bu sanırım. Bazen hiç tanımadığınız bir coğrafyaya, hiç yaşamadığınız bir zamana, hiç bilmediğiniz bir hikâyeye yalnızca bir müzik eseri aracılığıyla dokunabiliyorsunuz. Bu gece Atatürk Kültür Merkezi’nde benim için olan biraz da buydu.

Beş yıl önce bir videoda karşıma çıkan bir orkestranın müziği, yıllar sonra beni gerçek bir konser salonunda buldu.

Ve Michael’ın sahnede söylediği gibi:

Teşekkürler Ya Rabbi. 

Gerçekleşen, gerçekleşmeyen, gerçekleşmeyi bekleyen tüm hayaller için teşekkürler.

Atatürk Kültür Merkezinde sahne performansını izlemek isterseniz video tıklayabilirsiniz.